Mahkemeler, suçluyu-suçsuzu ayırarak ve suçluya gereken cezayı vererek adaleti sağlamayı çalışır. İçimizde de sürekli olarak benzer mahkemeler kurulur; bunlar yargıcında, davalının da , davacının da “kendimiz” olduğu mahkemelerdir. Bazı kişilerde bu yargılama sisteminin dengesi bozulur ve aşırıya kaçmaya başlar. İçsel yargıç her koşulda kişiyi “suçlu” bulur ve ağır şekillerde cezalandırır.
Kişi her defasında “En iyisi başkalarından önce kendimi ben yargılayayım da çok fazla acıtmasın” diye düşünür. Bu bazen “kendi kendine sürekli hakaret etme”şeklinde ortaya çıkar, bazen ise “kendine zarar vererek acı çektirme” ve bu yolla bedel ödeme şeklindedir.
Sistemin katılığı karşısında kişi kendini sınırlamaya başlar ve kişilerarası ilişkilerden kaçınır. Kendini yargılama olasılığı olan çoğu durumdan kaçar. Diğer insanlara karşı aşırı anlayışlı, merhametli ve şefkatli iken kendine zehir zembelek acımasız olur.
İçerisine doğduğumuz ailede şekillenmeye başlar içsel yargıcımız ve bize uzun süre eşlik eder. Çevreye uyumlanmak için aşırıya kaçmamaya çalışıp durur.
Belli bir kültürün içine doğarız. Ancak çoğu zaman kültürden gelen her bilgiyi sorgulamadan- ayıp, günah, doğru, yanlış- uygulamaya ve onlara uyumlanmaya çalışırız.
Sende kendini çok sık yargıladığını düşünüyorsan, bugün kendin için bir adım atabilirsin. Kendini hangi konularda yargıladığın, yargılarken hangi kalıpları tekrar ettiğin üzerine bir araştırma yapabilirsin.
